Çocuk! Biz küçükken anlaşılmadığımızı söyleyip, büyüyünce seni anlayamadığımız.. Yapamadıklarımızı içimize atıp, büyütürken sırtına beceremediğimiz ne varsa yüklediğimiz çocuk.. Sırtlama çocuk! Taşıma, örtme, görmezden gelme, at yere, bırak dökülsün tüm saçmalıklarımız. Bizler daha kim olduğumuzu bilmeden sana kişilik dersi vermeye çalışan kimliksizleriz. Evet, senin için çevremizdekilere benim çocuğum diye böbürlenip, kapalı kapılar ardında azarladığımız çocuk.. Hey çocuk! Peki, sen bu olan bitenlerden sonra dünyaya ne kadar anlam verebildin? Sen ağlayınca ‘Sus!’, sen gülünce ‘Şımarma!’ dediğimizde hayat sana ne kadar mantıklı geldi? Biz sarılmayı ne kadar becerdik ki, senden bunu istedik.. Kendimize ne kadar saygımız var da, senden saygı bekleyip homurdandık.. Şimdi hatırlıyorum da, ben küçükken ilgisizliğe karşı tepki olarak yaramazlık yapardım. Seni yetiştirmek adı altında dış dünyadan koruduğunu sanıp eve kapattık, fakat sana hayatı anlatma kısmını umursamadık. Bak çocuğum, senin ...