1 Mayıs 2013 Çarşamba

Dip Şehir




Gri bir şehrin içine karışan kuşların özgürlüğü kadardı özgürlüğüm... Anlaşılan kanat çırpışlarım buraları terk etmeye yetecek kadar güçlü değil. Her geçtiğim sokakta ayrı bir ben bırakmış gibi hissediyorum. Bir ressamın tablosundaki keskin renkler gibi aşklarım. Öyle ki, sergilerde hakkımızda konuşuluyor, şarap kadehlerine kanımız karışıyor. Kaldırım taşları bile kırık ve tepkiliydi, bastıkça çamur sıçratıyor, lekelemek istiyordu bu şehir insanını... Köşe başlarına yapıştırılmış iki ayrı afişiz, farklı roller, farklı saatlerde gösteriyoruz kendimizi.

Oysa gizlice öpüşmüştük, fakat yine de olan biteni görmüştü apartman kapıları... Çok renkli bir şehir değildi bu şehir, genelde gri renk giyinirdi. Her şey ayrı bir kararsızdı. İsteksiz yaşayanların şehrinde doğmanın elbet bir de bedeli olacaktı. Vapur arkalarında asık suratlı bir halde giderken halimize gülen martılar, kalabalık kaldırımlarda sürüp giden omuz savaşları ve sızıp kaldığımız koltuklardaki ezilmişlik... Hala yaşadığımızı söyleyen televizyon kanalları var. Düşünmeden yaşamak istiyorum, olmuyor! Sürekli ayrıntısına kadar dert arayıp duruyorum.

Oysa bu şehirden çok daha güzeldi sevdiğim kadın, ama biten şeylerin güzel olması da bir tesadüf değildi. Hayat güzel olanı elimizden çekiştirirken, vermemek için ne kadar savaştığımızla da oldukça alakalıydı. Şu sıralar eve gitmek bile istemiyorum. Kapalı olan her yer tımarhane gibi... Bazıları beni çok ama çok kızdırıyor, bulaşmıyorum. Ama biliyorum bir adım kaldı sınırımı geçmelerine. Şehrin dibinden yazıyorum. Yaralıyım ve kan kaybediyorum. Ertesi güne karşı öyle bir umursamazlığım var ki, kendime şaşıyorum.

Yok, ben bu kadar kötü hissetmezdim. Ama ne haldeyim tam olarak ben de bilmiyorum. Kağıtlar ile terapi seansları... İçin dökülür, için dolar... Doluyken bile dibi görürsün. Dipte bir şehir, sağanak bir yağmur, sırılsıklam bir ben... Hastalanmama yetecek kadar mikrop var bu şehirde...

Kağan Tobel