7 Ocak 2012 Cumartesi

Büyük Sır



Susmak gerekir bazen... Ne sen sor, ne de ben söyleyeyim… İçime dert olsa bile ellerim dudaklarımda… Yaşananları bir sen bilirsin, bir de ben... ''Saklı yaşanmışlıklar'' diyelim biz buna. Birbirimizi kırdığımızı sansak da, aslında kırık kalplerimiz birbirini tamamlamıştı ve inan suçlu biz değildik. Bir atkı gibiydi sevgi, sabır ve anlayışla örülen, sadece aşkımızı saran ve soğuk geleceğimizi ısıtan... Gölgelerimizi hatırla, birbirine karışıp bir dev olur, kör lambalarla dolu sokaktan taşardı. Seni ne kadar sevdiğim ise dünyanın en büyük sırrı olarak kalıverdi. Hem başkaları duysa da ne akılları alır, ne de fikirleri…

Bir kalenin surlarına konan yalnız bir martı gibiydi sensiz yaşamak, uzaklara uçmaya cesaret edemeyen ve anıların eskittiği bir kalede nöbetçi gibi bekleyen… Kızma ama sensizliği bir cümlede anlatmaya cüret edecek kadar suskunum. Gizemli kalmanı istiyorum. Bakışını, gülüşünü, kimse bilmesin, birbirimize ait olduğumuzu ne tarih, ne de mektuplar yazsın. Hem daha kötüsü de olabilirdi. Ya hiç görmeseydik, hiç bilmeseydik birbirimizi… Hissetmeden yaşamak ölümlerin en kötüsü olurdu. Ama gitmen gerekiyordu... Ölüm seni benden çekip aldı. Düğümlüydü kaderler. Geride toprak kokulu bir sen kaldın. Yanı başındayım sevgilim. Ne sen gitmemi iste, ne de ben son nefesimi sensiz vereyim. Böyle olmasını istemezdik elbet, ''Severek ayrılmak'' diyelim biz buna…

Kağan Tobel