5 Temmuz 2012 Perşembe

Yıldızların Evi



Her gece düzenli olarak gökyüzüne bakan bir adamdım. Ulaşılmazlık karşısında bazen ısrarlı, bazen de duyarsız. Garip bir hayranlık iste. Bazı geceler yıldızlar kısa bir süre parıldar ve birden kaybolurdu. Ayni benim yaşadığım bazı şeyler gibi yarım ve bıraktığı tat belli belirsiz... Fakat gökyüzü gerçek bir düş! Yalnızlığın bulutlarla cilveleştiği ve gökkuşağıyla renklendiği tarifi pek mümkün olmayan bir güzellik... Limanları terk eden bir kaptanın yüz ifadesini değiştiren, tatlı-sert dalgalarıyla ona huzur veren ve yelkenleri dolduran...

Rüzgârın çıkarsız yardımseverliğini seviyorum. Bir de ben varım; oyuncak dolu bir odanın içinde, duvarları pastel boyalarla boyayan ve yasamak için inat eden bir ben. Çocukluk kalıntılarından kalan ne varsa… Artık kolumdaki saatin sesini değil kalp atışlarımı önemsiyorum. Kalp en değerli hazine, sadece sevip sevdikçe parıldayan bir mücevher gibi… Ah yıldızların evi, kuşların kanatlarıyla kucakladığı mavi sonsuzluk, benim gibi dibe batmış birine nasıl da umut veriyorsun…

Kağan Tobel

7 Ocak 2012 Cumartesi

Büyük Sır



Susmak gerekir bazen... Ne sen sor, ne de ben söyleyeyim… İçime dert olsa bile ellerim dudaklarımda… Yaşananları bir sen bilirsin, bir de ben... ''Saklı yaşanmışlıklar'' diyelim biz buna. Birbirimizi kırdığımızı sansak da, aslında kırık kalplerimiz birbirini tamamlamıştı ve inan suçlu biz değildik. Bir atkı gibiydi sevgi, sabır ve anlayışla örülen, sadece aşkımızı saran ve soğuk geleceğimizi ısıtan... Gölgelerimizi hatırla, birbirine karışıp bir dev olur, kör lambalarla dolu sokaktan taşardı. Seni ne kadar sevdiğim ise dünyanın en büyük sırrı olarak kalıverdi. Hem başkaları duysa da ne akılları alır, ne de fikirleri…

Bir kalenin surlarına konan yalnız bir martı gibiydi sensiz yaşamak, uzaklara uçmaya cesaret edemeyen ve anıların eskittiği bir kalede nöbetçi gibi bekleyen… Kızma ama sensizliği bir cümlede anlatmaya cüret edecek kadar suskunum. Gizemli kalmanı istiyorum. Bakışını, gülüşünü, kimse bilmesin, birbirimize ait olduğumuzu ne tarih, ne de mektuplar yazsın. Hem daha kötüsü de olabilirdi. Ya hiç görmeseydik, hiç bilmeseydik birbirimizi… Hissetmeden yaşamak ölümlerin en kötüsü olurdu. Ama gitmen gerekiyordu... Ölüm seni benden çekip aldı. Düğümlüydü kaderler. Geride toprak kokulu bir sen kaldın. Yanı başındayım sevgilim. Ne sen gitmemi iste, ne de ben son nefesimi sensiz vereyim. Böyle olmasını istemezdik elbet, ''Severek ayrılmak'' diyelim biz buna…

Kağan Tobel