5 Ekim 2011 Çarşamba

Yasak



Gözlerim üzerinde! Dur! Söyleme! Biliyorum! Yaklaşmak yasak, dudaklarımızın birleşmesi yasak! Kimliği belirsiz bir sorunumuz var. Masmavi bir denizin içindeki bembeyaz köpükler gözlerinin etrafında belirdi… Evet, beni tanıyorsun. Benim adım anılarında gizli. Peki, senin için fark eder mi? Sen, seni en çok seven adamın sevgisini binlerce kez inkâr ettin… Yok sayıldık. 

Yabancılar gibi sırtımızı dönüp uzaklaştık.  Ancak şunu bil ki, gözyaşlarımız bize ihanet etmedi, geride iz bıraktı. Günlerce içimiz içimize sığmadı, kan kaybettik. Bir okyanus gibi, dalgaların bedenlerimize çarpması gibi, içimizi yakan tuz ve ruhumuzu saran yosunlu kâbusların bize hükmetmesi gibi… 

Sen uzaklara kaçtıkça aç ve susuz kaldın. Ne istediğini bilmez bir halde sürüklenip durdun. Gözlerim masmavi gözlerinde… Ama biliyorum, sevmek yasak! Davamız ön yargı mahkemelerinde… Nedir bu olanlar, acı çekmemek uğruna yalnızlığın sayfalarına atılan bir imza mı? Oysa ben, veda eden bir kadının adını binlerce kez sayıkladığımı inkâr etmedim. Biz hep vardık. Gözlerimi kapatıyorum. Fırtına öncesi sessizlik bu olsa gerek… Kıyılarına uzanıyorum. Seni ne kadar sevdiğimden haberin bile yok. Çünkü sen, herkesi kendin gibi sevgisiz ve korkak sanıyorsun. 

Birbirini zehirleyen kalpler, sırtımıza yüklenen yalnızlık günahları… Sebep olduğun mutsuzluk kusursuz bir plan gibi… Peki, sen neyin farkındasın? Kendini kaybettiğine dair sağlam kanıtlarım var. Eğer içinde biraz sevgi varsa izler kurumadan onları takip et. Seni bana getirecek son şey kurumaya yüz tutmuş gözyaşlarım… Ama temkinli ol, mesafeyi koru. Biliyorsun, senin kendine karşı bir güven sorunun var. Hayatı içinden geldiği gibi yaşamak yasak, beni sevmek yasak!    

Kağan Tobel