2 Eylül 2011 Cuma

Guaracha



Kayboldum… Hatırladığım en son şey kolumdaki saatime baktığım o yaz gecesiydi. Peki, şimdi neredeyim? Kulağıma yakınlarda bir yerden kadeh sesleri geliyor. Evet, insanlar gülüyorlar. Ve müzik… İspanyol ritimlerinde tutku var. Gitar seslerinin geldiği yöne doğru ilerliyorum. Etrafı bulanık görmem dengede durmamı zorlaştırıyor. Ayaklarımın altında Arnavut kaldırımları, başımın üstünde hafiften esen yönü belirsiz bir rüzgâr… Eski bir kapıyı itiyorum. İçerisi çok kalabalık… Saçını toplamış kırk yaşlarında bir kadının yüreğimi yırtarcasına içten sesi beni derinden etkiliyor. Dans eden kadınlar, sarhoş adamların şarkılara büyük bir coşkuyla eşlik etmesi… Kuytu bir köşedeki masaya oturuyorum. Beyaz gömlekli bir garson önüme bir şişe şarap koyuyor.

Oradaki herkes kadar dertli sayılırım. İçtiğim her kadehte başka bir anı canlanıyor. Gözlerimi kapatıp müziğe yoğunlaşıyorum. Gerçek hayattan bu kadar uzakken geçmişi düşünmek gereksiz… Ayak sesleri hızlanıyor. Sanki bu dans bir Küba dansı olan Guaracha gibi… Nerede olduğumu bilmiyorum. İnsanların vücutları alevler içinde ve çılgınca dans ediyorlar. Elleriyle ve ayaklarıyla ritim tutanların sayısı sürekli artıyor. Son kadehi kafama dikip yerimden kalkıyorum. Kalabalığım içerisinde ilerlerken gülüşler büyüyor, sıcaklık sürekli artıyor. Sahneye ulaştığımda karşımda üzerinde kırmızı elbisesi ve kapkara gözleriyle bana bakan bir kadın duruyor. 

Dans etmesini biliyormuşçasına ona ayak uydurmaya çalışıyorum. Her dönüşünde simsiyah saçları yüzümü sıyırıyor. Müzik hızlandıkça kendimden geçiyorum. Sahnede sadece ikimiz varız ve etrafımızda onlarca kişi bizi izliyor. Kırmızılı kadın son bölümde kendini benim kollarıma bırakıyor. Gül kokulu saçlarında hayat var. Masama geri dönüyorum. Yanıma gelip omzuma vurup, beni tebrik ediyorlar. Evet, ben kayıp bir adamım. Fakat kimseye nerede olduğumu sormaya da niyetim yok. Varsayalım bir İspanyol meyhanesinde kayıp ve kimsesiz bir halde mutluluğu yakaladım… 

Kağan Tobel

Hiç yorum yok: