Uçsuz bucaksız tarlaların içerisinde sessiz bir gece geçiren korkuluk kız, doğan güneşi selamladı. Güneş, şirin yüzünü aydınlattığı sırada, rüzgâr yaramaz bir çocuk gibi etrafında dönüyor, korkuluk kızın saman saçlarını dağıtıyordu. Kahvaltı için yola çıkmış olan aç gözlü kargalar ise ufukta belirdi. Uyumsuz bir koro halinde bağırarak ona doğru yaklaşıyorlardı. Sesler yükseldikçe yükseldi. Fakat kargaların tedirginliği, korkuluğa yaklaştıkça daha da artmıştı. Bir türlü tarlaya konamıyorlardı. Ona bir yaratıkmış gibi bakıyorlar, sonunda kızarak oradan uzaklaşıyorlardı. Oysa onun kolları herkese açıktı. Kendisi sevgi dolu olsa bile, onları korkutmak için dikilmişti oraya… Bu durum gün geçtikçe daha da canını sıkıyordu. Gün boyunca uçan kuşları izlemeyi çok severdi. Geceleri yıldızlara bakıp hayal kurmak onu rahatlatır, rüzgârda hareket eden kıyafetini ise delicesine kıskanırdı. Hareket edememek ne büyük bir işkenceydi… Ektiklerini biçmeye gelen çiftçilere ise yalnızlığını anlatmak isterdi. Fakat ağzı bir kalemle çizildiği için, yalnız hayatına dair tek kelime edemezdi. İşte o anlarda saplandığı bu topraktan sökülmek isteğiyle yanıp tutuşurdu.
Umutsuzluk, içi saman dolu bedenini sarmaya başladığı sırada, uzaktan bir kuşun kendisine doğru yaklaştığını fark etti. Kuş, minik kanatlarını hızla çırpıp dengesizce uçuyordu. Onlar kadar özgür olmak nasıl bir histir diye düşünmeye başladığı sırada, yolunu kaybetmiş yavru karga yorulup onun koluna kondu. Korkuluk kız kafasını kımıldatamadığı için dönüp ona bakamadı, ama kuş ondan korkmamıştı. Bu durum ona tarif edemeyeceği bir mutluluk verdi. Bir süre sonra uçup giden yavru kuşun ardından bakakaldı. Kim bilir, belki yine gelirdi. Geceyi buruk bir sevinç içerisinde geçirdi. Ertesi sabah gözlerini açtığında, bir sürü karganın önündeki mahsulü yediklerini gördü. Bu kalabalık kuş topluluğu onu umursamamıştı. Hatta birkaçı koluna konup şarkılar söylüyordu. Birden yavru kargayı fark etti. Anlaşılan diğerlerini de o getirmişti. Korkuluk kız artık yalnız değildi.
Dostlarıyla geçirdiği birkaç günün ardından tarlaya gelen çiftçiler gördükleri karşısında dehşete düştüler. Mahsul zarar görmüştü ve karşılarında işe yaramaz bir korkuluk dikilmekteydi. Sinirlenen çiftçiler onu oradan söküp attılar. Tam mutluluğu tatmaya başlamış olan korkuluk kız, yine hüsrana uğramıştı. Artık arkadaşlarını kolunda taşıyamayacak, kırık bedeni yeniden ayağa kalkamayacaktı. İlerleyen günlerde toprağa kendisinden daha iri, daha sert bakışlı bir korkuluk dikildi. Kırık bedeniyle toprağın üzerinde yatan korkuluk kız ise gökyüzünü izliyordu. Birden kargaların tepesinde uçuştuğunu gördü. İri korkuluğa aldırmadan onun yanına kondular. Dostları geri gelmiş, onu yalnız bırakmamışlardı. Bu ona yeniden yaşama sevinci verdi. Artık bir korkuluk değildi. Kollarını açmış bir halde gökyüzüne bakan güzel bir kızdı…
KAĞAN TOBEL
2 yorum:
hoş gelmiş/sin
yine
yeni
yeniden
sen ve kelimelerin...
Hoş buldum.:) Çok teşekkür ederim.
Yorum Gönder